object height="45" width="192" classid="CLSID:6BF52A52-394A-11d3-B153-00C04F79FAA6"> beyaz ümidin adı..hüzünse içimde en koyusundan... - Blogcu



beyaz ümidin adı..hüzünse içimde en koyusundan...

21/10/2009

gün batıyor...

Kategori: zikr-i hal

Kaçtım yine o küçük sahile,herşeyi aynı anda seyrettiğim o küçük balkondayım,
 denizin dalgaları,çöl kumlarına karışıyor,martılar kargalarla oynaşıyor.kimi oltasının atmış,attığı oltayı unutup denize dalmış,kimi safari macerasında..
Gözlerim hep aynı noktada,ama herşeyi görüyorum nasılsa,ruhum kanatlanmış uzaklara...
özlem uzaklara...

17/10/2009

Rusya-Kaliningrat Risale-i Nur Hizmetleri

Kategori: ihtiyac-i hal

"ETRAFIMDA AİLELERİ TARAFINDAN KENDİ HALLERİNE TERKEDİLMİŞ,MUTSUZ VE AĞLAYAN GENÇLERİ GÖRÜNCE DURMAK İSTEMEDİM VE MÜCADELE ETMEM GEREKTİĞİNE İNANDIM."

Bu sözler Rusya Kaliningrat şehrinde 10 seneden fazla milletvekilliği yapmış,şimdi ise aynı şehirde mimarlık kolejinde sosyoloji ve psikoloji öğretmenliği yapan Vlademir Simyenoviç Yojiko'ya ait... Kendisi bir vesileyle Kaliningrattaki ehl-i hizmet kardeşlerimizden Resul ve Aminle tanışıyor. Onların ve mescid imamı Zahurun askeriyedeki imani derslerine muttali olan ve neticesininde müsbet olduğunu gören Yojiko kendi okulunda böyle bir faaliyetin olmasını arzu ediyor. Yaz tatilinden bir kaç ay önce koleje gidilip sınıflarda dersler yapılıyor. Yojiko öğrencilerin istifadelerini müşahede edince derslerin devamını arzu ediyor. Abilerin daveti üzerine dershaneye gelip akşam yediden gece onbire kadar imani ve hizmetle alakalı uzunca sohbet ediyorlar. Yojiko ayrılırken şöyle diyor: "SİZİ TEBRİK EDERİM ÇOK TEMİZ İNSANLARSINIZ, KENDİMİ DE TEBRİK EDERİM Kİ SİZİN GİBİ TEMİZ İNSANLARIN İÇİNE DÜŞTÜM... SİZLER BENDE, UZUN YILLARDAN BERİ KÖRELMİŞ OLAN BİR HİSSİMİN TEKRAR ORTAYA ÇIKMASINA VESİLE OLDUNUZ. O HİSTE ŞU: BİRİLERİNDEN AYRILIRKEN ÜZÜLME HİSSİ... BEN BU DUYGUYU KÜÇÜKKEN ANNEMDEN AYRILIRKEN HİSSEDERDİM. FAKAT ZAMANLA O HİS TE GİTTİ. ŞU ANDA SİZDEN AYRILIRKEN İŞTE O HİSSİ YAŞIYORUM..."

Gençlik Rehberinden bir bahis okunurken göz yaşlarını silerek şöyle diyor: "BU DERS SADECE BENİM OKULUMA MUNHASIR KALMAYACAK, BU DERSLERİ UMUMİLEŞTİRECEĞİZ. İLK HEDEF TIP KOLEJİ. " Dersi ne zaman yapalım diye soruyor. Kardeşler bir hafta sonra filan gün yapalım deyince Yojiko: "NE BİR HAFTASI... YA BİR HAFTA YAŞAYAMAZSAK O ÖĞRENCİLER MAHRUMMU KALSIN. PAZARTESİ GİDİYORUZ " diyor ve bir kaç gün sonra Tıp Kolejine derse gidiliyor. O kolejin müdürü yahudi asıllı bir Rus olmasına rağmen, öğrencilerinin o perişan vaziyetlerinden kurtulmaları için memnuniyetle kabul ediyor. Aynı zamanda Yojikonun arkadaşı olan müdür, okulunda ilk defa böyle bir şey olacağı için şehrin bir milletvekilini, vali yardımcısını, öğrenci yardım cemiyet başkanını ve Rassia Kaliningrad TV isimli televizyon kanalını davet ediyor. Yojiko bir takdim konuşması yapıyor. Konuşmasında şöyle diyor: "GENÇLERİN İÇİNDE BULUNDUĞU BUHRANIN SEBEBİ İMANSIZLIKTIR, ONLARI O BUHRANDAN KURTARMANIN TEK ÇARESİ İMANI DERS VERMEKTİR. İŞTE BU KİTAPLAR İMANI DERS VERİYOR VE ALLAHI ANLATIYOR. " Bu ifadeleri kullanırken elindeki risaleyi yukarı kaldırıyor. Üstadımızın söylediği "KAİNATTA EN YÜKSEK HAKİKAT İMANDIR " sözünüde kullanıyor. Sonra Resul kardeşte nurlardan bir ders okuyor. Bu program üç akşam bir milyonluk nüfusu olan Kaliningradda yayınlanıyor. Hatta yayın akışında zaman zaman yayını durduruyorlar "KAİNATTA EN YÜKSEK HAKİKAT İMANDIR" sözünü televizyondan verip tekrar yayına devam ediyorlar. İşte bu yayınlardan sonra huzurevinin müdürü kardeşleri telefonla arayıp diyor ki: "İMANSIZLIĞIN TESİRİYLE VE ÖLÜMÜ SON BİLMELERİYLE İHTİYARLARIMIZ PERİŞAN... NE OLUR GELİN ONLARA BU HAKİKATLERİ ANLATARAK TESELLİ EDİN. " Bu teklif üzerine orada da müteaddid dersler oluyor. Hatta o derslerden birini ahirete imanın şahsi ve içtimai faidelerinin izah edildiği Asa -yı Musa'nın Sekizinci Meselesinden Yojiko okuyor.

Yine televizyondaki o yayınlardan sonra Katolik kilisesinin başrahibi İgnadi Pavlos dershaneyi arıyor ve şöyle diyor: "DÜN AKŞAM Kİ PROGRAMI HEYECANLA SEYRETTİM. O GENÇLERİN ALLAH ANLATILIRKEN NASIL ŞEVKLE DİNLEDİKLERİNİ HAYRETLE GÖRDÜM. SİZDEN RİCA EDİYORUM BENİM KİLİSEME GELİN VE O HAKİKATLERİ KATOLİK CEMAATİNE ANLATIN. " Bu telefon görüşmesinden on gün sonra kiliseye gidiliyor. Başrahibin daveti üzerine otuz kadar cemiyet başkanınında olduğu kilise cemaatine üç saate yakın iman hakikatlerinden ders yapılıyor. Ders esnasında başrahip dinleyenlere şöyle diyor: "İşte şimdi siz bu müslüman kardeşlerimden islamiyet hakkında istediğiniz herşeyi sorun, ta anlayasınız islamiyet neymiş... " Kiliseden ayrılırken başrahip dersi okuyan kardeşimize sarılıyor ve diyor ki: "GENÇLİK HAKKINDA HİÇ ÜMİDİM YOKTU, İŞTE BUGÜN ÜMİDİM GELDİ. "

Üç milletvekilinin talebiyle, Yojiko'nun da iştirakiyle hapishanelerdeki mahpusların özellikle genç mahpusların ıslahı için kardeşlerle bir görüşme yapılıyor. Yani nasıl bir faaliyet yapabiliriz. Zaten bu görüşmeye kadar bir kaç hapishane dersi yapan kardeşler alacakları resmi izin belgesiyle daha düzenli bir şekilde faaliyetlerini sürdürecekler. Bir ay kadar önce polis okulundan gelen talep üzerine orada da yüz kadar öğrenciye ders yapılıyor. Ve amirleri bunun zaman zaman tekrar edilmesini talep ediyor.

Kaliningratta başka bir kolejde okuyan onyedi yaşındaki bir Rus genci Tabiat Risalesinin rusçasını neredeyse ezberlemiş ve fırsat buldukça arkadaşlarına anlatıyormuş. Yine bu genç sadece Kur'an elifbasının yirmidokuz harfini bilirken bizzat bizimde müşahedemizle 45 dakika sonra heceleyerekte olsa Kur'ana geçti. İmtihanı şiddetli olan bu kardeşimize maddi manevi muhafazası için dua istirham ediyoruz. Kendisi göz doktoru olan ve 1990 yılında, olur ki Kur'ana ilişirler endişesiyle sadece akşamları çalışarak Kur'anı orjinal şekliyle ve rusça mealiyle bir senede yazan ve şu anda seksen küsür yaşında olan Şemsikamer teyzemiz yedi sekiz ay evvel nurları tanıyıp gayet zinde bir şekilde nur hizmetine devam ediyor. Yaz tatilinden sonra okulların yeniden açılmasıyla beraber Yojiko yeni gelen lise-1 öğrencilerine geçen seneki derslerden ve müslümanların gelip imanı anlattıklarından bahsediyor. Öğrencilere sizde arzu edermisiniz diye sorunca hep bir ağızdan bizde isteriz diyorlar. Elhamdülillah,Cenab-ı Hakkın izniyle dün tekrar koleje gidildi,dört sınıfta ikiyüze yakın lise öğrencisine Gençlik Rehberinden ve 23.Sözden ders okundu...Bugünde bir sınıfta ders okundu...Yojiko gayet memnuniyetini bildirdi. Derse katılan Amin kardeşin ifadesine göre mütemadiyen islamiyeti nazara veren Yojiko öğrencilerine şöyle diyor: "ZANNEDERİM HEPİNİZ İLK DEFA MÜSLÜMANLARLA BÖYLE BİR DİYALOGTA BULUNDUNUZ. SİZE TAVSİYEM O Kİ İSLAMİYETİ GELİŞİ GÜZEL DEĞİLDE İSLAMİYETİ CİDDİ YAŞAYAN BU GİBİ CİDDİ MÜSLÜMANLARDAN ÖĞRENİN. "

Muhterem ağabeylerimiz; inşaallah yarın iki sınıfta cuma günüde üç sınıfta ders yapılacak olan kolejdeki ve Kaliningrattaki bu imani faaliyetlerin Cenab-ı Hakkın hıfzıyla, istikamet ve ihlasla devam etmesi içinde dualarınızı istirham ediyoruz.

14/9/2009

manipülasyona açık insan

Kategori: ihtiyac-i hal

Manipülasyona Açık İnsan
Hamza AYDIN
Sesli Versiyon
Sesli Dinle

Cenab-ı Hakk, inâyet ve hikmetinin bir gereği olarak, dünyayı tecrübeye mahal, imtihana meydan, Esmâ-i Hüsnâ'sına ayna, kader ve kudret kalemine bir sayfa olarak yaratmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, kâinatın hamurunda ve işleyişinde bu yüzden zıtların birbirine karıştırılmış olduğunu ifade eder. Bu dünyada tecrübe ve imtihan, kâbiliyetlerin gelişmesine ve nisbî hakikatlerin (kısmî iyi, kısmî doğru, kısmî güzel) görünmesine vesile olur. Nisbî hakikatler de, Sâni'-i Zülcelâl'in Esmâ-i Hüsnâ'sının tecellilerini gösterir. Böylece kâinat bir İlâhî mektup hükmüne geçer. Cenab-ı Hak bütün bu hikmetler için, âlemin değişim ve dönüşümünü irade etmiş, bunun için de, zıtları birbirine hikmetle karıştırmış ve karşı karşıya getirmiştir. Zararları menfaatlere karıştırarak, kötülükleri hayırların içine koyarak, çirkinlikleri güzelliklerle bir araya getirerek varlık âlemini bir hamur gibi yoğurmuştur. Sonra da, şu kâinatı değişim kanuna, dönüşüm ve tekâmül düsturuna tâbi kılmıştır. İşte insanoğlu böyle bir kâinat ağacının meyvesidir. Onun da mâhiyet ve işleyişi zıt kuvvetlerin etkileşimine dayalıdır. İnsandaki bu zıt kuvvetleri müspet ve menfi (yapıcı ve yıkıcı) olarak sınıflandırabiliriz. Bu kuvvetlerin önemli bir özelliği, yayılarak çevrelerini kontrol etme temayülüdür. Fakat menfi kuvvetler daha hızlı ve güçlü tesir ettiğinden, yayılma ve bulaşma katsayısı daha yüksektir.

Ruh hâli iç ve dış faktörlerin tesiri altında sürekli değişen insana yukarıdaki zıt kuvvetleri kontrol etmek üzere bazı cihazlar verilmiştir. İnsanın duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol eden iç faktörler durumundaki fıtrat unsurları; düşünce kalıpları, ön yargılar, korku ve evhamlar, egonun istekleri ve vicdandır. İnsanı dışarıdan kontrol eden faktörler ise, beş duyuyla gelen bilgilerdir. İç ve dış faktörler insanın ruh hâlini ve dış dünyaya vereceği cevabı kısmen belirler. İnsanın bu faktörlerden gelen tesirleri irade ve aklıyla kontrol etmesi, hakikatle örtüşen pozitif algılama ve analiz yapabilmesine bağlıdır. İnsan çok boyutlu hâdiseleri hakikatine ne kadar uygun algılarsa, o kadar pozitif ruh hâline sahip olma ve müspet hareket etme şansı yakalar; dolayısıyla negatif durumlardan da daha az tesir görür.

İnsanı harekete geçiren önemli dürtülerden biri her türlü (biyolojik, psikolojik, hissî, zihnî, rûhî) açlıktır. İnsan, mâhiyetindeki nefis tarafından kontrol edilen dürtüleri itibariyle saldırgan ve sömürgen bir varlıktır. O, fıtraten paraya, cinselliğe, iktidara, güce ve tahakküme değişik derecelerde açtır. Fıtratındaki menfi unsurları ve kuvvetleri baskın duruma geçmiş olan insanlar her şeyi daha çok sömürmek ve kontrol altına almak isterler. İnsanlar, sosyolojik seviyede ise, gıda ve eğlence endüstrisi, medya, elitler, etkinler ve okullar tarafından manipüle edilirler. Bilhassa günümüzde bu kontrol zincirleri küresel ölçekte çalışmaktadır. Bu durumda, insan fıtratındaki müspet unsur ve kuvvetleri oluşturan vicdan ve ruh gücü zayıflamakta, bunların dışında yaşamak giderek zorlaşmaktadır. Çünkü insan fıtratını bozan menfî kontrol zincirleri birer ekonomik sektör hâline gelmiş, pazarlama ve reklâm rüzgârıyla da sınırlarını genişletmiştir. Meselâ medya, insanda müspet duygu ve düşünceler uyandıran bir programın arasına, menfi hisleri harekete geçirici reklâmlar koyarak, hâsıl olan müspet tesiri kırmaktadır. Hâlbuki insanın iyiye, doğruya ve güzele yönelmesi, fıtratındaki müspet unsurların menfi olanlara galebe çalmasıyla mümkündür. İnsanın iyi hâlini koruması, iradesini ancak içindeki müspet hisleri canlı tutma yönünde kullanmasıyla mümkündür. Aksi takdirde, farkında olmadan menfi kuvvetlerin manipülasyonuna mâruz kalır.

İrade, akıl ve vicdanını aktif tutan sağlıklı insan, seçim ve tercih yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu seçim ve tercihler ona kısa veya uzun vadede geri döner. İnsanın dünyayı etkileme tarzı, dünyanın ona nasıl tesir edeceğini belirler. Bu açıdan kişi, hayatında değiştirip değiştiremeyeceği şeylere karşı güçlü bir farkındalık ve şuur geliştirmelidir ki, enerjisini israf etmesin. Kişinin kendisine ve çevresine karşı farkındalığı ne kadar düşük ise, o oranda manipülasyona uğrar. Her zaman iletişim ve etkileşim hâlinde olduğumuz kişilerin hassas noktalarımıza dokunabileceğini, bizi aşil topuğumuzdan vurabileceğini (her yiğit sevdiğine yenilir), plânlarımızı sabote edebileceğini, hattâ biz farkında olmadan onur ve haysiyetimizle oynayabileceğini düşünmeli ve sürekli uyanık hâlde bulunmalıyız. Ancak insanoğlu çoğu zaman ülfet ve dalgınlık hâlinde (otopilot konumu) bulunduğundan, hem manipüle etmeye, hem de edilmeye müsaittir. İnsanı en fazla üzen durum ise, sevdiği ve güvendiği kişilerden manipülasyona mâruz kalmasıdır. Kişinin iyi niyetinin kötüye kullanılması olan bu durum, ancak onun Allah'a sığınmasıyla, bir ihsan-ı İlâhî olarak feraset ve basiretinin artmasıyla kontrol altına alınabilir. İnsanları strese sokmak, üzmek, zan altında bırakmak, öfkelendirmek, onlara iftira atmak, sözlü taciz ve fizikî şiddet uygulamak, kişilerin onur ve haysiyetleriyle oynamak en sık rastlanan manipülasyon örnekleridir. İnsanları bu şekilde manipüle edenler, gerçekte içlerindeki ego ve dürtüler tarafından manipüle edilen, dolayısıyla bu anlarda vicdanları devre dışı kalan kişilerdir. İnsandaki 'kendilik ve ben hissi' ego veya vicdan gibi iki kontrol noktasından açığa çıktığına göre, burada bu manipülasyonları egonun gerçekleştirdiği çok açıktır. Çünkü vicdanın kontrolündeki insanda müspet unsurlar hâkim olduğundan, ondan sadece hayır, iyilik ve güzellik sudur eder. Bu açıdan, "Şuuru uyanık ve tam bir özne iken, insan ne ölçüde vicdanının, ne ölçüde egosunun sesini dinliyor?" sorusunun cevabı çok önemlidir.

Duygular üzerinden manipülasyon
Harekete geçmenin tetikleyici ve zorlayıcı enerjisi duygulardan gelir. Bu yüzden, manipülasyon ile suistimâl edilecek duyguların, bir lezzet, tat, heyecan veya mükâfatla bağlantılı olması önem taşır; bu durum menfî kontrol sistemleri tarafından çok iyi değerlendirilir. Meselâ, insanların iç dünyalarında fantezileri çeşitlendirmek, doğru oturmamış kavram, düşünce ve bilgileri medya yoluyla yaygınlaştırmak, endişe ve korkuları tetikleyip çoğaltmak, hayata eğlence kültürünü hâkim kılmak, vicdanın sesini gürültüyle boğmak, menfi kontrol sistemlerinin önemli stratejik silâhlarıdır. Bu silâhlardan yayılan sinyaller, lezzet, heyecan ve mükâfatla münasebetlendirilerek insana zehirli bal şeklinde takdim edilir. Böylece akıl, şuur ve vicdan hakikat, adalet, doğruluk, iyilik ve güzellikten koparılır. Neticede insan sömürülmeye, tüketilmeye uygun bir kıvama getirilir. Meselâ tv karşısında veya internet ortamında bir film veya haber seyredildiğinde, karelerde görülen menfi ve üzücü şeylerden dolayı insan sinirlenip öfkelenir. Ama tesir dairesi oraya ulaşmadığı için de hiçbir şey yapamaz. Boşu boşuna enerji kaybeder ve menfi kuvvetlerin tesiri altında kalır.

Duyguların dinamiği
Duygular bir dereceye kadar elektrik benzetmesiyle açıklanabilir. Müspet ve menfi duygularla açığa çıkan enerji çok güçlü olduğundan insanı sarhoş edebilir ve aklını başından alabilir. Kullanılmadan önce, fıtratta nötr değerlikli olan duyguların müspet mi yoksa menfi mi değer kazanıp tesir edeceği, kişinin niyet ve algılamasına bağlıdır. İnsanda oluşan bir menfi duygu, müspet hâle dönüştürülemezse, kişide düşünce paraziti veya menfi yük olarak birikir. İnsanın ilk anda bir şeye kızması gayet normaldir. Ancak, kızmasına yol açan algılama durumunu değerlendirdiğinde, öfkesini kontrol altına alabilir veya müspet enerjiye dönüştürebilir. Aksi takdirde, kızıp öfkelenir ve hiçbir şey yapmadan bunu zihninde depolar. Bu durumda ileride öfke patlamalarına zemin hazırlamış olur.

İnsanları aşağılamak, küçümsemek, suçlamak, kıskanmak, onlara kin duymak oldukça menfî, hattâ yıkıcı duygulardır. İnsandaki duygu, düşünce ve hareket enerjilerinin doğru tanınıp yönetilmesi gerekmektedir ki, kalb ve vicdandan beslenen hakiki insaniyet seviyesinde kalabilsin. Aksi takdirde, hayvaniyet derekesine (hattâ daha aşağı) düşer. Kişi bu menfi kuvvetlerin tesirinden kurtulabildiği ölçüde hakiki hürriyetine kavuşur. Kişinin manipülasyonlara açık olması, farkındalık ve şuur seviyesinin düşüklüğüyle doğru orantılıdır. Bundan dolayı, manipülasyon için zayıf karakterli insan ve gruplar seçilir.

İnsan, diğer insanların söz, tutum ve davranışları kadar, teknolojik cihazlarla da (zihin kontrol sinyalleri, beyne yerleştirilen cihazlar, hipnoz, zihin fonksiyonlarını bozan ilâçlar) manipüle edilebilir. Bunların farkına varmayan insanların zihinleri ve algıları sabote edilerek, kişiler belli tutum ve davranışları sergilemeye hazır hâle getirilir. Ayrıca, kendisine belli bir durum hakkında aşırı gereksiz veya az bilgi verilen kişi spekülasyon yapmaya hazır hâle gelir. İnsanlar arasında hakikatin ne olduğu konusunda tartışma, ayrışma ve bölünmeler başgösterir. Ortalığı korku, endişe, güvensizlik, ihmalkârlık ve vurdumduymazlık sarar. İnsanlar birbirlerinin kişiliklerini ve ortam şartlarını anlama yoksunluğuna maruz kalır; aralarında sağlıklı bilgi alışverişi azalır. Fıtratın bir yanını teşkil eden menfi kuvvetlerin "Sömür!" kâidesi işlemeye başlar. Bu bakımdan, menfi unsurlara karşı en büyük panzehir (antidot) insanlar arasında oluşan sevgi ve güven ile şahs-ı mânevî (cemaat) kuvvetidir.

Manipülasyonu en aza indirmek için bazı tavsiyeler
İnsanda oluşan psikolojik incinme ve yaraların iyileşmesi için, öncelikle zihni ve kalbi, farkında olmadan şuuraltına yerleşmiş menfi düşünce kalıplarından, bunlarla bağlantılı duygu, düşünce, yorum ve kanaatlerden arındırmak gerekir. Çünkü insan zihni gelen uyarıları eş zamanlı olarak işler ve depolar. Her bir uyarıya karşılık gelen bir söz veya düşünce kalıbı üretirken, eşzamanlı olarak bununla münasebetli bir duygu, tutum veya davranışı da kaydeder. Bu durum, insanın manipülasyonunun üç boyutta da gerçekleşebileceğini gösterir. İnsanın bir hâdiseyi veya durumu algılama şekli yönlendirilebilirse, hissedeceği duygular da öngörülebilir. İnsan dışarıdan ve içeriden gelen uyarıları doğru ve sağlıklı algılayıp analiz edebiliyorsa, onun manipüle edilmesi zorlaşır. Çünkü sahip olunan farkındalık ve şuur seviyesi, duyguların ve davranışların bundan tesir görmesine izin vermez. Bunun için de, insan doğru bilgiyle farkındalığını artırmalı, algı ve hükümlerini gerektiğinde değiştirmeli, menfi duygularını müspete kanalize etmelidir. Beşer tabiatıyla ilgili bir başka önemli tespit ise, insan bir şeye hazır hâle geldiğinde veya yeterli seviyede uyarıldığında, o kişiye baskı kurmaya gerek kalmaz; o, istenilen şeyleri kolayca gerçekleştirir. Çünkü, şuurlu, iradî ve vicdanî cevap verme seviyesinden, hayvan gibi dürtü yoluyla harekete geçen bir varlık konumuna iniş yapmıştır.

Netice itibariyle, insan tabiatının pozitif ve negatif kuvvetler arasındaki mücadeleyle şekillendiğini unutmamak gerekir. Bizler içimizde ve dışımızda müspet (rahmanî) ve menfi (nefsanî-şeytanî) kuvvetlerin (ego-vicdan, altbenlik-üstbenlik, iyilik-kötülük, dürüstlük-yalan gibi) mücadelesini seyrederiz. Bizi manipüle edecek bu unsurlar, kör ve zayıf taraflarımızı kullanırlar. Onları ne kadar çok tanırsak, bizi manipüle etmeleri o kadar zorlaşır. Kendimizi manipülasyonlara karşı aşılamak, bilgi, farkındalık ve şuur seviyemizi yükseltmekle olur. Bir yandan, kendi iç yönetim sistemlerimiz olan ego ve vicdana karşı farkındalığımızı artırmalı, diğer yandan da, problemleri çözmeye yardımcı olmayan menfi duygulardan, tecrübe eder etmez uzaklaşmalıyız. Yaratıcı ile olan münasebetimizi kuvvetli tutmak, sürekli dua, tövbe ve istiğfarda bulunmak, insanlarla konuşmak ve fırsat buldukça farklı diyarlara seyahat etmek, bizim için dünya ve Âhiret'imiz hesabına koruyucu kalkan gibi hayatîdir.

9/4/2009

Gittigim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?

Nazım Hikmet Ran -
---------------------------

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardi kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...


Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarim dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.


Demiştim sana hatırlarsan:
"Önemli olan 'zamana birakmak' değil,
'zamanla bırakmamak'tır.."
Simdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittigim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

23/3/2009

koyubeyaz

Bir akşamüstü uzağındasın şimdilerde sanki,
hani batmaya hazırlanır ya güneş,bir hüzün kaplar içimizi.
Telaşlanırız,
ne yapsakta gidecektir,biliriz.
Gidişini öylece izlemeli mi,
yoksa yinede ,çiçekler sermeli mi  ayağına,
bilemeyiz bazen.
Yada hep aynı ısınmışlıkla,
hep aynı sabahı mı beklemeli...

« Önceki